Şive Farkı Ayırımcılık mıdır?

İLDE ŞİVE FARKI AYRIMCILIK MIDIR?

         Bir milleti millet yapan temel unsurların başında toprak bütünlüğü, bayrak birliği ve dil birliği gelir. Bunlar milletlerin asgari müşterekleridir ve olmazsa olmazlarının başındadır.

         Aynı sınırlar içinde, aynı bayrak altında yaşadıkları halde farklı inançları taşıyabilir insanlar. Bu millet bütünlüğü açısından bir noksanlık teşkil etmez. Aynı dili konuşmak ise farklıdır. Bir millet aynı dili konuştuğu müddetçe millet olma vasfını daha belirginleştirir.

         Nedir dil birliği? Basit bir anlatımla bir ülkenin herhangi bir noktasında konuşulan dilin kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına dört bir yanında herkes tarafından anlaşılabilir olmasıdır. Ufak tefek farklılıklar arz edebilir ama herkes söylenenin ne olduğunu anlar.

         Kendi ülkemizi ele aldığımızda yedi coğrafik bölgeye ayrıldığımızı biliyoruz. Bu ayrım yapılırken, bitki örtüsü coğrafik yapılanma, iklim şartları vs. dikkate alınmış olabilir ama her bölgenin kendine mahsus giyim-kuşam, yeme-içme, örf-adet farklılıklarının olduğu da inkâr edilemez bir gerçektir.

         Bütün bu farlılıklar içinde konuşulan dilin de şive farklılıkları vardır ve öylesine geniş bir yelpaze teşkil eder ki bunu ne bu yazının içinde anlatmak mümkündür ne de benim bildiğim kadarıyla bir sayımı yapılabilmiştir.

         Bu farklılıkları edebiyatımızda şiir, hikaye, roman piyes gibi eserlerde, sinemada, televizyonda takip edebilirsiniz. Bunları kullanmak hem yörenin dikkatini o eserin üzerine çekmek bakımından önem arz eder hem de bazı yörelerin özelliğini diğer yörelere taşımak bakımından fayda sağlar.

         Rahmetli Şemsi Belli Güneydoğu şivesiyle yazdığı şiirlerle ünlenmişti. Onun Anayass.osu, Emmoğlu su ve daha nice şiiri bizi, yüzümüze yayılan tebessümle o yörelere alıp götürmüştü. Burhan Çaçan türküleriyle Ağrı’yı, İbrahim Tatlıses Urfa’yı taşıdı ülke gündemine. Kırşehir yöremiz Neşet Ertaş ile bir kez daha gündeme oturdu. Aşık Veysel’le Sivas’ta, Mükerrem Kemertaş’la Erzurum’da dolaştık. Kamil Sönmezocak Karadeniz’de dolaştırdı bizi. Rahmetli Özay Gönlüm bize Egenin tadını ulaştırdı. İsmail Türüt, Hülya Polat Doğu Karadeniz’in içlerine taşıdılar bizi.

         Hayatında hiç İstanbul’dan çıkmayan bir insan bu müzikleri dinleyerek karış karış dolaşmış oldu ülkeyi. Azeri türküleriyle Azerbaycan’a Trakya türküleriyle Edirne’ye, Tekirdağ’a uzandık zaman zaman. Bir tat alarak , hiçbir art fikir taşımadan ve yaşamadan. Sadece kültürümüzün bir zenginliği olarak yaşadık bunları.

         Resmi yazı dili elbette tektir. Gelmek fiilinden birinci tekil şahsın eylemini anlatan ifadesi “Geliyorum” dur. Bunu Karadenizli (Celeyrum) Erzurumlu (Gelirem) Erzincanlı (Geliyem) şeklinde ifade edebilir ama hepsinde herkes aynı anlamı bulur.

         Ben Karadeniz’de doğmuş, Erzurum’da yetişmiş Kars’ı Göle’yi yaşamış ve hemen hemen ülkenin her tarafını dolaşmış bir insan olarak gördüm ki bir şehrin her ilçesinde farklı şiveler kullanılmaktadır. Rize’nin her ilçesi biri birinden farklı konuşur ilçelerin her köyü de yine farklı konuşur.   

         Ana dili dediğimiz olgu Türkçe’dir ama insanın yetiştiği yörenin şivesi o dilin özelliklerini öylesine yerleştirir ki insan beynine, hayat boyu ondan kurtulamazsınız.

         Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar’la İstanbul Üniversitesinde mesai arkadaşı olan Prof. Dr. T. Bekir Balta kendisine Sidik bey diye hitap ederdi. Çünkü Karadenizlinin dilinde (ı) harfi yoktur. Sayın Onar bunu hiçbir zaman mesele etmez bir bilim adamı ağırlığı ile bakardı meseleye.

         Birkaç yabancı dili konuşan rahmetli Mustafa Parlar’ın şivesi ölene dek Karadeniz şivesi olarak kaldı. Yirmi yıl Fransa’da kalan bir hukuk doktoru dostumuzun Fransızca’yı doğu şivesiyle konuştuğuna şahit oldum.

         Sırtınız dönükken konuşan birisi İngilizce, Fransızca, Almanca da konuşsa Arap mı, Türk mü anlarsınız. Nitekim İsviçre de bir mağazadan alışveriş yaparken dükkân sahibinin bana aniden siz Türk müsünüz sorusu karşısında çok şaşırmıştım. Adam bana Fransızca’yı Türk şivesiyle konuşuyorsunuz ondan anladım demişti.

         Bir anadilin değişik şivelerle ama orijinalitesini kaybetmeden, ama içine uydurukça kelimeler sokulmadan konuşulması bir zenginliktir ve bu zenginliğin devam etmesi gerekir.

         Geçenlerde bir halk müziği sanatçısının espri yapmak amacıyla sarf ettiği sözlerin kendisini yaralaması üzerin bir bilim adamımızın yaptığı açıklama bana bu yazıyı yazdırdı. Sanatçı espri amacını aşan, hakarete varan bir açıklama yapmıştı ve yaptığı çok yanlıştı. Bunun için sayın hocamızdan özür dilemeliydi. Sanırım TV programında biraz şarta müteallik olarak diledi de.

         Sayın Prof.un bu tavır karşısında daha olgun tavır sergileyip mesela bir beyitle “Arif ile sohbet etmek lâl-ü mercan incidir. Ahmak ile ülfet etmek akibet can incitir.” deyip geçebilirdi. Ama öyle yapmayıp (bu sanatçı Karadeniz şivesiyle konuşarak bölücülük yapıyor) diye çok talihsiz bir açıklama yaptı. Hatasını anlamış olacak ki TV programında herkese çattı ve sürekli niye onu kınamıyorsunuz sorusunun arkasına sığındı. Anayasa dilinden dem vurdu. Bir dilbilimci olmayan sayın ilahiyatçı hocamız tüm o tavırları ile de karizmasını çizdirdi gibi geldi bana.

         Sevgili hocamıza iki hususu hatırlatarak yazımı noktalayacağım. Birincisi; Anadolu’nun en ücra köşesinde yaşanan yokluk, zorluk, sıkıntıların tümünü yaşamasına rağmen Karadeniz halkı asla ayrımcılık, bölücülük lazlık iddiası gibi bir tavrın içine girmemiştir bu güne kadar. Bu itibarla durup dururken sahte ve saçma bir gündem yaratmasın lütfen. Şahsına yapılan hakareti olgunlukla defetmeyi beceremiyorsa, kamuya aktarıp kamuoyunu rahatsız etmesin, zira Türkiye’nin yeni bir badireyle karşılaşmasına sebep olabilecek kadar önemli biri değildir kendisi.

         İkincisi, bir bilim adamı önüne uzatılan her mikrofona her konuda beyanat vermemelidir. Bir insan her konuyu bildiğini iddia ediyorsa bu onun hiçbir şey bilmediğinin en bariz göstergesidir. Eğer kendi ihtisas alanı içinde kalan konularda ve o bilim dalının gerektirdiği ağırlık içinde ve ciddiyetinde özen gösterirse saygınlığı daha da artabilir.

         Bazen bir mısra bir beyit yada bir dörtlükle cevaplanabilecek konuların anlamsız mecralara çekilmesinden kimse yarar görmez ülke zarar görür.

         Eskilerin kalitesini ifade bakımından bir dörtlükle bitiriyor herkese akli selim diliyor sevgiler sunuyorum.

         Elif görse mertek sanır cehle bak

         Ne dinden haberdar ne iman tanır

         Bir cahil ki mevlidi mevt zanneder

         Süleyman’ı berbat Süleyman sanır.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !